İkici dünya savaşının hemen ardından iyice belirginlik kazanan iki kutuplu bir dünya modeli vardı. Bir tarafta demir perde ülkeleri diğer tarafta ise NATO’nun etrafında oluşan kapitalist ülkeler ve üçüncü dünya ülkeleri. İki kutupta ekonomik hamlelerini bir birini gözeterek yapıyordu. Doksanlı yılların başından itibaren demir perde ülkelerinde yaşanan yönetim değişimi ve Sovyet Cumhuriyetler birliğinin dağılması sonucunda dünya bir merkezden idare edilmeye başladı. Demir perde ülkelerindeki yapısal değişim ve ekonomik istikrasızlıklar dünyanın büyük bir bölümünü ABD'nin açık silah pazarı haline getirdi...
Günümüzde orta doğuda ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir savaşın ya da ülke işgalinin arka planında mutlaka ABD'nin ekonomik çıkarları söz konusudur. Bu ekonomik çıkarların ABD adına korunması bazen ülkelerde ekonomik istikrasızlık oluşturarak bazen de direkt ülke işgalleri ile kendini gösteriyor... Neden bu savaşlar hep üçüncü dünya ülkelerinde oluyor? Avrupa da olmuyor? Çünkü Avrupa da sömürülecek yeraltı kaynakları yok. Avrupa ülkeleri de hammadde açığını bu üçüncü dünya ülkelerinden karşılıyor. Tabi ABD'nin izin verdiği kadar... Dünya üzerinde yaşanan uluslararası büyük terör ve anarşi olaylarının arkasında da ABD ve onun yandaşlarının çıkar kavgası var. Her ne kadar papa tarafından bir denge olsun diye AB kurulmuş olsa da bu gün gelinen noktada AB'nin yaptırım gücü gün geçtikçe azalıyor ve AB dağılma süreci yaşıyor. ABD ye karşı AB'nin yaptırım gücü sıfır denebilir. Bırakın AB yi artık birleşmiş milletlerin bile ABD üzerinde herhangi bir yaptırımı yok.
Bu çağdaki dünyanın yeni patronu ABD üç değişik yöntem ile silah pazarlıyor. İki tane üçüncü dünya ülkesini savaştırıyor ve bu savaşın doğal bir sonucu olarak savaşan ülkeler doğal silah tüketicisi durumuna düşüyor. İkinci yöntem ise; bir bahane bulunarak yeraltı kaynakları ve enerji bakımında zengin olan bir üçüncü dünya ülkesi işgal ediliyor. Mevcut yönetim devriliyor ve yerine Amerikancı bir yönetim getiriliyor. Gelen yönetim çıkarılan savaş tazminatını kabul ediyor. Çıkarılan bu savaş tazminatı o ülkenin enerji kaynaklarından veya yeraltı madenlerinden uzun vadede tahsil ediliyor. Yapılan askeri anlaşmalar ile de yeni bir silah pazarı daha kazanılmış oluyor. Tıpkı ırak işgalinde olduğu gibi... Üçüncü yöntem ise bir ülkenin içindeki farklılıklar körüklenerek bir terör ve anarşi ortamı yaratılıyor. Oluşan ortamdan doğan terör örgütleri dünya üzerinde diplomatik olarak desteklenerek güçlendiriliyor. Hem terör örgütlerine hem de terör grupları ile mücadele eden ülkeye de silah satılıyor. Üçüncü yöntem ile ilgili en güncel örnek ise Türkiye...
Amerikan ekonomisinin büyük bir kısmı silah sanayinden oluşuyor. ABD ekonomisinin ayakta kalabilmesi için silah satması gerekiyor. Silah satabilmesi için ise savaş olması gerekiyor. Kısacası insanlığın yakın bir gelecekte kalıcı bir barış ihdas etmesi imkânsız görünüyor. Dünyada kalıcı bir dünya barışı kurulabilmesi için ABD’nin Ekonomik gelirinin temel taşı olan silah üretiminden vazgeçmesi gerekiyor. Bu gün için imkânsız olan bu silah üretimi durmadığı sürece kalıcı bir dünya barışı kurulması mümkün değildir. Dünyada kalıcı bir barış sağlanması düşüncesi bir ütopyadır.
Haftaya görüşmek üzere hoşça kalın