Hükümdarlar kendi çevrelerinde değişik tiplerde insan bulundururlar, bu yazımızda iki insan tipini değerlendireceğiz.Biri soytarı diğeri de fedai...
Çağımızda her konuda yaşanan kavram kargaşası bu konuda da yaşanıyor... Günümüzde soytarılar fedai zannediliyor... Soytarılığın tarihsel geçmişine baktığımız zaman bizde batılı toplumlardan çok sonra kurumsallaşmış... Bizim toplumumuzda kurumsal anlamda soytarı bulundurma işi Yıldırım Beyazıt ile başlar ve 1800'lü yılların sonuna kadar devam eder... Osmanlı sarayında soytarılık çok önemli bir meslektir. Soytarının görevi günün yorgunluğunu ve stresini atması için her gün hükümdarı güldürmek... Şaklabanlık yapmak.... Saray içerisinde dönen dolapları hükümdara jurnallemek... Bu işler karşılığında da yüklüce bahşiş almak. Soytarıların sarayın dışına çıkması yasaktır. Neden biliyormusunuz ?Soytarının sadakati hükümdarın kendisine değil elinde bulundurduğu gücedir. Daha güçlü bir hükümdar bulursa onun arkasına takılır gider diye... Taht'a yeni çıkan padişah eğer kendisinden önce ki padişahtan kalan soytarıdan memnun kalmadıysa başka bir padişaha hediye edebilir . Soytarıların ahlak, onur, şeref, dürüst olmak gibi bir dertleri yoktur... Bu nedenden ötürü bin yıllık soytarılık tarihinde hükümdar tarafından idam edilen yada cezalandırılan bir soytarı yoktur... Çok önemli bir meslek olmasına rağmen tarihte hiç bir soytarının ismine rastlayamazsınız... 650 yıllık Osmanlı tarihinde ya da 5 bin yıllık Türk tarihinde hatırladığınız bir soytarı ismi var mı? Benim yok..! Peki, neden bu kadar önemli ve hükümdarın en yakınında olan insanların ismi tarihin hiçbir aşamasında geçmiyor? Çünkü olaylar ve hükümdarlar soytarılar için önemli değildir. Soytarı işini yapar ve bahşişini alır...
Hükümdarın etrafında bulunan ikinci insan tipide fedailerdir. Fedai dil kökeni olarak feda olmaktan gelir... Bağlı bulunduğu hükümdara ya da düşünceye uğrunda ölecek kadar bağlı olan kişiye fedai denir... Tarih fedai nitelikli insanların kahramanlıkları ile doludur. Örneğin; Malkoçoğlu ailesi üç beş kuşak Osmanlıya fedailik yapmıştır. Kürşat'ın 40 çeriyle Çin sarayını basması bir feda eylemidir. Kürşat Göktürk devletinin bir fedaisidir. İzmir'in işgalinde düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin Gazeteci'nin eylemi bir feda eylemidir ve Hasan Tahsin gazeteci Kuvvay-ı Milliye’nin bir fedaisidir. Ulubatlı Hasanın İstanbul'un fethi sırasında şehit olacağını bile, bile kalenin burcuna sancağı dikme eylemi bir feda eylemidir. Ulubatlı Hasan Fatihin fedaisidir... Bu örnekleri çoğaltmak mümkün... Tarihte son sözü hep fedai nitelikli insanlar söylemiştir. Soytarıların aksine fedailer hükümdarın etrafında çok görünmezler... Kritik süreçlerde ortaya çıkarak sürece canı pahasına müdahale ederler...
Bu gün geldiğimiz noktada artık soytarılık mesleği sona mı erdi? Tabii ki sona ermedi... Sadece şekil değişirdi... Artık krallar hükümdarlar yok ama gücü elinde bulunduran siyasiler var... Bu nedenle soytarılık mesleği siyasilerin etrafında hayat buldu, çünkü günümüzde gücü elinde bulunduran onlar... Sıkıntı siyasilerimizin etrafında soytarı taşımaları değil...Taşıdıkları soytarıları fedai zannetmeleri...
Oda seçimlerinin başlangıç süresine iki ay gibi kısa bir süre kaldı. Başkan adaylığı düşünen kişilere tavsiyemiz yakın çalışma ekibini soytarılardan değil, güvendikleri fedai nitelikli insanlardan oluşturmaları. Şimdi etraflarında bulunan fedai zannettikleri soytarılar yarın seçim meydanına indikleri zaman ilk güçlü gördükleri başkan adayının arkasına takılıp gidecekler. Bu iddia benim şahsi düşüncem değil... Soytarılık tarihinde bu hep böyle olmuştur. Unutmadan bir hatırlatma yapayım "Giden ağam, gelen paşam" sözü Osmanlı sarayında yaşamış bir soytarıya aittir. Haftaya görüşmek üzere... Hoşça kalın.